AB’de Türkiye’deki seçimlere ilişkin gergin bekleyiş

Değer Akal

Saygın düşünce kuruluşu Avrupa Reform Merkezi’nin (CER) kıdemli uzmanı Luigi Scazzieri, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin Avrupa Birliği (AB) -Türkiye ilişkileri için de önemli bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekerek “Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim galibiyeti ilişkilerin güçlenmesinin yolunu açar” dedi. “Seçimler sonrası AB ve Türkiye: Yeni bir dönemin başlangıcı mı?” başlığıyla yayımlanan analizini DW Türkçe’ye değerlendiren Scazzieri, AB’nin Türkiye’de “çalkantılı” bir seçim sürecine hazırlıklı olması gerektiğini, seçim sonuçlarına göre de önemli kararların alınmak zorunda kalınacağını anlattı.

Avrupa dış politika ve güvenlik uzmanı İtalyan Scazzieri, seçimlerde yaygın manipülasyon yapıldığına dair kanıtlar olması ya da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi kaybetmesine rağmen iktidarı bırakmak istememesi halinde AB’nin çok zor tercihler, çetin kararlar almak zorunda kalabileceğine dikkat çekerek “Bu senaryonun gerçekleşme ihtimali bir çok Avrupalı siyasetçiyi endişelendiriyor” dedi. Erdoğan’ın iktidarda kalması halinde, son on yılda keskin bir şekilde kötüleşen ilişkilerin daha da ağır türbülanslara sahne olabileceğine işaret eden Scazzieri, buna karşın Millet İttifakı’nın adayı Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde bunun AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılması için çok önemli bir fırsat sunabileceğini vurgulayadı.

CER kıdemli uzmanı Luigi Scazzieri’ye DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı:

– Analizinizde, Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalmaya devam etmesi halinde AB-Türkiye ilişkilerinde uzun soluklu, türbülanslı bir dönemin yaşanabileceğine dikkat çekiyorsunuz. Yaşanması muhtemel gelişmelerle ilgili öngörüleriniz karamsar bir geleceğe işaret ediyor. Bunun nedenlerini anlatır mısınız?

Erdoğan iktidarda kalmaya devam ettiği takdirde AB-Türkiye ilişkilerinde çok daha ağır türbülanslar yaşanması muhtemel. Özellikle seçimlerde çok yaygın manipülasyon yapıldığına dair kanıtlar olması ya da seçimi kaybetmesine rağmen Erdoğan’ın iktidarı bırakmak istememesi halinde AB çok zor tercihler, çetin kararlar almak zorunda kalabilir. Bu senaryonun gerçekleşme ihtimali bir çok Avrupalı siyasetçiyi endişelendiriyor. Özellikle Erdoğan’ın halen NATO’nun İsveç üyeliğini engelliyor olması nedeniyle… Çünkü Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğine verilecek onayı, iktidarda kalmasının Avrupalılar tarafından kabul edilmesi karşılığında, bir koz olarak kullanması ihtimalinden endişe ediliyor…

– Peki dediğiniz gibi çok daha ağır seçim manipülasyonu yaşanması ya da Erdoğan’ın seçimi kaybetmesine rağmen iktidarı bırakmak istememesi durumunda AB nasıl bir tepki gösterir?

Türkiye’nin üyelik sürecine son verilmesi, kilit konumdaki Türk yetkililerine yaptırım uygulanması gündeme getirilir. Kanımca bu konuda AB’de önce ciddi bir bölünme yaşanır, ardından da bir noktada uzlaşı olur: Türkiye’nin tam üyelik müzakereleri sonlandırılır. Ama diyelim ki Erdoğan seçimleri adil bir şekilde kazandı. Ben Erdoğan’ın iktidarda olduğu bir Türkiye’nin zaten AB üyelik statüsünü daha uzun süre muhafaza edebileceğini düşünmüyorum… 

– Seçimleri muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde AB – Türkiye ilişkilerini nasıl bir gelecek beklediğini aktarabilir misiniz?

Muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim galibiyeti, AB-Türkiye ilişkilerinde tansiyonun düşmesini sağlayacak, AB-Türkiye partnerliğinin güçlendirilmesinin yolunu açacak. Çünkü muhalefet parlamenter sisteme dönüş için anayasal reform, Merkez Bankası’nın ve yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesini vaat etti. Erdoğan’ın askeri ve müdahaleci dış politikasını eleştiren muhalefet, ayrıca AB ve ABD ile ilişkileri iyileştirmek istediklerini de duyurdu. Bu yönde atılacak adımlar, ilişkilerde çok önemli ve olumlu bir ivme yaratır.

– Muhalefetin seçimleri kazanması durumunda, AB ne tür adımlar atar?

AB, yeni hükümetin istikrara kavuşmasına yardımcı olmalı. İlk adım olarak siyasi diyalog her düzeyde, her alanda yoğunlaştırılır. Bu, her iki tarafın birbirini daha iyi anlaması ve işbirliği için de güvenin yeniden tesisine yardımcı olacaktır. Ayrıca AB’nin, Türkiye’nin ekonomik çalkantılarıyla başa çıkması için yeni hükümete de destek olması gerekecek. Orta vadede ise Türkiye vatandaşları için vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin başlatılması hedeflenmeli. Her iki taraf da aralarındaki farklılıkların üstesinden gelmek için irade gösterirse, gerekli çabayı sergilerse, AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir döneme girilir.

– AB, muhalefetin iktidara gelmesi durumunda zordaki Türk ekonomisine ne tür destekler sağlayabilir?

Her düzeyde, her politika alınında, yoğun siyasi diyaloğun başlatılması başlı başına önemli olacak. Batı’nın Türkiye’nin artık değiştiği ve bu nedenle Avrupa ve Batı tarafından kucaklandığı yönünde vereceği mesajlar yabancı yatırımcılar için büyük önem taşıyacak. Bu olumlu rüzgar, Türkiye’ye yabancı yatırımların yeniden akmasını, TL’nin güçlenmesini sağlayacak. Daha sonra depremzedelere yardımlar gibi alanlarda yardımlar artırılabilir tabii…

– AB’nin Türkiye’ye mali yardımlarda bulunması mümkün mü?

AB, aday ülke Türkiye’ye ek finansman sağlanması konusunda mevcut bütçesinde çok az bir meblağ kaldığını, hareket alanının dar olduğunu söylüyor. AB, birlik olarak ancak Türkiye, IMF’ye gittiği takdirde, kredi garantisi sağlayacak kapsamlı bir makro-finansman destek programıyla Türkiye’nin uygun krediler almasını sağlayabilir. Ama bundan bağımsız olarak üye ülkeler Türkiye ekonomisine destek konusunda daha esnekler. Yeni hükümetin vaat ettiği reformları hayata geçirmesiyle birlikte üye ülkeler ikili düzeyde ticaretin kolaylaştırılması, ikili mali işbirliği, enerji ve altyapı projeleri gibi alanlarda Türkiye ile ilişkilerini geliştirerek zordaki Türk ekonomisine destek olabilirler. Ayrıca, askeri gemiler eşliğindeki sondaj faaliyetleri nedeniyle 2019’da Türkiye’ye kredilerini büyük ölçüde sınırlandıran Avrupa Yatırım Bankası (AYB), yeni hükümetin AB’ye karşı daha az çatışmacı bir tutum sergilemesi halinde, Türkiye’deki projelere yönelik kredilerini artırabilir.

– Analizinizde aynı zamanda seçimleri muhalefet kazansa da Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığına, Rusya ve Kıbrıs kaynaklı kimi gerilimlerin de sürebileceğine dikkat çekiyorsunuz. Bunu açar mısınız?

Artık Türkiye, AKP öncesindeki Türkiye’den, yani 2002 öncesi Türkiye’den farklı bir ülke. Son dönemde yaşadığı ekonomik sorunlara rağmen eski Türkiye’ye kıyasla çok daha zengin, diplomatik ve askeri açıdan da çok daha güçlü bir ülke. Muhalefet seçilse de Türkiye bir şekilde yine stratejik olarak otonom olmak isteyecektir. AB ile Kıbrıs ve Rusya konusundaki görüş ayrılıkları da muhtemelen sürecektir. Ancak muhalefetin seçimleri kazanması ve vaat ettikleri gibi gerçekten güçler ayrılığını sağlayacak anayasal reformların yapılması, parlamenter sisteme dönüşün sağlanması, Erdoğan’dan farklı olarak daha yapıcı ve yüzünü yeniden Batı’ya dönmüş, askeri tehditler yerine diplomasiye ağırlık veren bir dış politika izlenmesi, yine de ilişkilerde çok daha olumlu bir ivme olmasını sağlayacaktır.

– Muhalefetin seçimleri kazanması halinde Gümrük Birliği müzakerelerinin başlatılabileceğini söylüyorsunuz. Peki ya dondurulan üyelik müzakereleri?

Gümrük Birliği müzakerelerinin başlaması, Türkiye ekonomisinin AB’ye daha güçlü bir şekilde entegre olduğu, aynı zamanda da Türkiye’nin üyelik kriterlerine uyumunun güçlendiği anlamına gelir. Tüm üye ülkeler uzlaştığı takdirde de üyelik müzakereleri de yeniden başlayabilir…. Ama kanımca gerçekçi hedefler belirleyerek, ilişkileri aşamalı olarak iyileştirmeye odaklanılmalı. AB’ye tam üyelik muhalefetin tercih ettiği seçenek olabilir ama artık AB’ye üye olmayan ancak yine de başarılı bir Türkiye’yi hayal etmek de mümkün. Bakın Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelik başvuruları AB’yi komşularıyla ilişkilerini nasıl düzenleyeceğini düşünmeye itti. Aşamalı bir genişleme, üyelik öncesinde farklı politika alanlarında daha güçlü bir entegrasyonu mümkün kılabilir. Yani Türkiye’nin gerçekten AB ile yakınlaşmak istemesi halinde artık ilişkilerin nasıl şekillendirilebileceğine dair daha fazla seçenekler var. Türkiye’nin de bu süreçten yararlanabileceğini düşünüyorum.

Peki sizce AB, Erdoğan’ın iktidarda kaldığı bir Türkiye ile ilişkilerini nasıl şekillendirir?

İlişkiler gergin olmaya, Türkiye ile işbirliği de ancak mümkün olduğu müddetçe, sadece transaksiyonel yani göç ve enerji gibi belirli alanlarda, münferit çıkarlara dayalı işbirliği biçimde devam eder. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakereleri başlayamaz. AB liderlerinin Türkiye ile bir serbest ticaret anlaşması konusunda uzlaşması ise daha kolay olabilir. Çünkü bu Gümrük Birliği’nden farklı olarak daha az ortak kurallar, daha düşük düzeyde ticari entegrasyonu temsil ediyor…

– Bu arada analizinizde Avrupalıların Türkiye’deki seçimlerin adil olmasını güvence altına almaya odaklanması, bunun için çaba göstermeleri gerektiğine işaret ediyorsunuz. AB bu konuda ne yapabilir?

Çok dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü herhangi bir şey söylediğinizde seçimlere müdahale ediyormuş gibi görünebilirsiniz. Ama seçimlerin adil olmasında ısrar edilmeli ve perde arkasında gerekli mesajlar AB’li diplomatlar tarafından, diplomatik yollardan verilmeli. AB’nin elinden geleni yaptığını, Türk demokrasisini desteklediği sinyali verilmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir